Londra Alışveriş Turu (1): Sokaklar & Mağazalar

Bence Londra alışveriş konusunda bir cennet. Ama bana göre bunun nedeni mağazalarından çok pazarları ve bazı semtlerindeki küçük butikleri. Pazarları ayrı bir yazıda anlatacağım, şimdi Londra'nın ünlü alışveriş caddelerinden ve mağazalarından bahsedeceğim.

Londra'da alışveriş denildiğinde akla gelen ilk iki cadde genellikle Oxford Street ve Regent Street oluyor. Buralarda aradığınız her mağazayı bulmanız mümkün. Bu caddeler üzerinde artık birçoğu Türkiye'de de olan mağazalar dışında 1909'dan beri varlığını sürdüren Selfridges gibi ünlü çok katlı mağazalar da bulunuyor. Çok ucuz alışverişin adresi Primark da burada, ama o kuyrukta bekleyip de alışveriş yapabilene ayrı bir plaket verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben kuyruğu görür görmez aldıklarımı bırakıp kaçtım; üstelik hafta arası gitmiştik! O yüzden oraya gidecekseniz Pazartesi ya da Salı gibi en sönük günlerde, sabahın en erken saatlerinde gidin derim. Oxford Street biraz daha bilinen ve sıradan mağazaların yer aldığı bir cadde olmakla birlikte Regent Street ve Bond Street'te daha kaliteli bir hava hakim. Aradaki minik ve şirin Carnaby Sokağını da gezmeyi unutmayın. Bu bölgeyi gezmek için Piccadilly Circus, Oxford Circus, Bond Street, Tottenham Court Road ve Marble Arch metro duraklarında inebilirsiniz. Haritanıza bakın ve gezi rotanızı çıkararak size en uygun durağı seçin derim. New York'taki Times Square gibi pek çok ışıklı panoyla kaplı binalarıyla buluşma noktası olan Piccadilly Circus'ta inmeyi tercih ederseniz meydanın tam ortasındaki Eros' heykelini de görmeyi unutmayın.


Londra'ya gitmişken en ünlü ve lüks mağazalarından biri olan Harrods'u görmemek olmaz. Beş katlı bu dev mağazanın giyim, oyuncak, ev tekstili, dekorasyon, mobilya, spor, yemek gibi pek çok bölümü bulunuyor. Harrods lüks alışverişin merkezi sayılıyor. Örneğin, evle ilgili dekoratif ürünlere bakmaya bayılan bendeniz 8,000£'luk bir çay servis setini gördükten sonra bu ilgi ve merakımı Mudo Concept'e ve Tepe Home'a falan saklamaya karar verdim! :) Ya da indirim dönemi olduğu için giyim bölümüne de bir göz atalım dediğimizde 450£'luk bir askılı trikonun 250$'a düşmüş olduğunu gördük. Yani adamlar gerçekten indirim yapmışlar, sağ olsunlar da onların müşteri kitlesi olmadığım açıkça görünüyordur herhalde. Elbette içerideki her şey tasarım ve en iyi markaların ürünlerinden oluşuyor. Yani para biriktirip gitmek isteyenlere duyurulur. Harrods'un benim için en ilgi çekici bölümü yiyecek ve restoranlar reyonuydu. Daha önce hiç bu kadar gösterişli ve çeşitli bir yeme-içme reyonu gördüğümü hatırlamıyorum. İçinde istiridye barlarından, havyar evlerine, pizza corner'larından, İtalyan dondurmacılarına, pastanelerden, balıkçılara, çay-kahveden şaraba kadar her çeşit yiyecek ve içeceği çok albenili bir şekilde sergilenmiş halde bulmanız mümkün. Mağazanın en alt katında yer alan ve Lady Diana & Dodi El Fayed anısına yapılmış çeşmeyi de görmeyi unutmayın. Çeşmenin önündeki cam muhafazanın içinde Diana'nın nişan yüzüğü duruyor.


Harrods'tan çıktıktan sonra kendinizi Chelsea sokaklarına atıp kırmızı tuğladan yapılmış, siyah ferforje balkonlu ve sivri çatılı klasik İngiliz evlerini görebilirsiniz. Ayrıca evlerin önünde göreceğiniz tüm arabaların da lüks modeller olduğunu fark edeceksiniz. Çünkü Chelsea ve Kensington Londra'nın en varlıklı semtleri olarak biliniyor. Sokaklar arasında gezerken gözüme çarptı: yazar Jane Austen da kardeşi Henry ile birlikte bir dönem buralarda yaşamış.


Sırada Covent Garden var. Covent Garden'ı şirin bir kapalı çarşı ve pazar yeri gibi düşünebilirsiniz. Restoranları, pubları ve bazı günler kurulan yiyecek pazarıyla birlikte hem yeme-içme hem de alışverişin kalbi sayılan yerlerden. Çarşının içinde çok şeker butikler var. Butiklerin dışında stantlar da mevcut. Çeşitli dekoratif ürünler, irili ufaklı resimler ve posterler, çantalar, takılar, süs eşyaları, antikalar, aklınıza gelebilecek her türlü şeyi bulabileceğiniz eğlenceli alışveriş semtlerinden biri. Alışveriş yaparken yorulduğunuzda yiyecek stantlarından Thai yemeği alarak ya da susadığınızda publardan birinde bir bira molası vererek alışverişe devam edebilirsiniz. Süper değil mi? :)


Bu kadar alışveriş molası yeter bence. Sırada National Gallery var. Hadi bakalım, yine Trafalgar Meydanı'na gidiyoruz...

4 yorum:

Gülşah dedi ki...

Merhaba, uzun zamandan beri yazılarınızı takip ediyorum gezdiginiz yerleri anlatma şekliniz çok iyi ve tebrik ederim sormak istediğim bir şey genelde londrada havanın cok degişken olduğunu duyuyoruz ben haziran-Eylül ayları arasında orada olucam bu yaz ne gibi giysiler yanıma almalıyım sizce?

Imge dedi ki...

Gülşah,

Yazılarımla ilgili yorumun için teşekkürler. Beğendiğine sevindim.

Londra'ya giderken gerçekten de yanında bir sürü katman bulundurman iyi olabilir. Biz Haziran'da gittik ve güneşli havada askılı elbiseyle dolaştığımız da oldu, aynı günün akşam üstü elbisenin altına çorap, üstüne hırka, yetmeyip ince bir trençkot eklediğimiz de oldu! Ya da kardeşim iki yıla yakın orada yaşadı ve geçen sene Ağustos ayı boyunca havanın 10lu derecelerde olduğunu, bir gün bile güneş görmediklerini ve evde kombi yandığını biliyorum!
Yani kısacası Haziran-Eylül için yanında mutlaka bir trençkot/ince bir mont, yağmurluk/şemsiye, kapalı ayakkabılar, elbise ya da tişört üstü ince ve kalın hırkalar bulundurmalısın. Yaz aylarında gidiyorum diye düşünerek yazlık bir yere göre değil, ilkbahar-sonbahar sınırları içinde her yöne kayabilecek bir havaya göre bavul yap derim. Şort ve parmak arası terliklerini özleyeceğin bir yaz olabilir çünkü..:)

Sevgiler..

Adsız dedi ki...

Londradaki kiyafetleri Turkiyede nerde bulabilirim?

Imge dedi ki...

Keşke öyle bir dünya olsaydı sevgili Adsız..:)